2010lar Oscar sinema yaşanmış hikaye

All Good Things (2010)

Etkileyici afişindeki “The perfect love story” söz öbeğine kanıp aşk filmi izleyeceğimi umarak başladığım filmin bambaşka bir türe döndüğünü afişe tekrar baktığımda altında “until it became the perfect crime” diyerek bittiğini fark ettim. Dikkatsizliğimin sebep olduğu bu ince ayrıntı, son zamanlarda bir türlü mutlu mesut film izleyememe şansıma bir tanesini daha ekledi. Buna rağmen, senaryosu ve oyunculuklarıyla beni büyüleyerek buraya da yazmama vesile oldu.
Baş rollerini Ryan Gosling ve Kirsten Dunst’ın paylaştığı All Good Things, Marcus Hinchey ve Marc Smerling tarafından gerçek bir olaydan esinlenerek senaryolaştırılmış. New York tarihinde çözülememiş, en meşhur cinayet davalarından biri olan, karısının kaybolmasıyla katil olarak suçlanan emlak kralı Robert Durst’un esrarengiz hayatını anlatıyor. 
Yaklaşık 30 yıllık bir sürenin 101 dakikaya sığdırıldığı senaryoda, emlak kralı David Marks (Gosling), ilk görüşte aşık olduğu Kathie ile babasının itirazlarına karşı evlenir. Çok mutlu bir beraberlikleri vardır. David’in babasının (Frank Langella) maddi yönden yaptığı baskı onları yaşadıkları kasabadan şehre taşımaya iter ve David babasıyla emlak işine başlar. Her şey güllük gülistanlık giderken, zamanla evliliğin üzerinde kara bulutlar dolanır. Kathie’nin çocuk istemesine karşın David’in verdiği “Beni istediğin kişi yapmaya çalışıyorsun ama ben o kişi değilim.” cevabı ilişkilerinin sorgulanmasına sebep olacak kadar ağırdır. David bu olayla birlikte daha içine kapanık, iş odaklı ve karısına soğuk davranmaya başlar. Kathie sabırla evliliği yürütür fakat David artık evlendiği ve aşık olduğu adam değildir.

Aşktan drama geçen film, gizemini en başından beri koruyarak gerilim türüne döner. Bu noktada aslında heyecanı kaybettirmese de seyirci kopukluk yaşayabiliyor. Gene de yarattıkları atmosfer ve oyuncuların performansıyla izlenmeye devam ediliyor.

Jim Carrey’in “Number 23” filminde oyunculuğuyla şaşırttığı gibi, romantik komedi türünün aktristi olarak düşündüğüm Kirsten Dunst da bu hikayedeki karakteri başarıyla canlandırarak izleyiciyi büyülüyor. O neşe dolu kadının her ilerleyen dakikada hüzün ve korku dolu bir kişiliğe bürünmesi konuyu daha da gizemli kılıyor. Ryan Gosling ise “The Notebook“ta pasif ama aşık rolü ile beynime kazınmış bir aktördür. All Good Things’i izlemeye başladığımda “Allahım gene aynı durağanlıkta bir aşık mı? Bunun ikincisi çekilmez ki!” derken evlenmeyi düşündüğünüz adamın çocukluğuna kadar inip tanımanız gerektiğini beyninize kazdıracak kadar aşık fakat sorunlu bir karakteri muhteşem canlandırıyor.

Ryan Gosling aynı dönemde biri All Good Things olan iki evlilik konusunu içeren filmle ekranda boy gösterdi. Bunlardan ikincisi ise en iyi kadın oyuncu dalında Akademi Ödül adayı olan (ama Black Swan varken zaten kazanılması hiç beklenilmeyen) “Blue Valentine“dı. Onda da problemli bir evliliği Michelle Williams ile göz doldurucu şekilde ekrana yansıtmış olsa da benim tercihim All Good Things’ten yanadır.

Yazar hakkında

admin

Yorum Bırak