2010lar Dram sinema Türk filmleri Yeşilçam Ödülleri

Çoğunluk (2010)

28 Mart 2011’de gerçekleşecek Dördüncü Yeşilçam Ödülleri’nde en iyi film, yönetmen, kadın oyuncu, erkek oyuncu, yardımcı kadın oyuncu, görüntü yönetmeni, senaryo, sanat yönetmeni, genç yetenek, ilk film ve kurgu dallarında aday olan Çoğunluk filmi o kadar iddialı duruyor ki şimdiye kadar izlemediğim için pişmanlık duyuyordum. “Peki, izledikten sonra pişmanlık geçti mi?” derseniz; yanıtını ben de tam olarak veremeyeceğim.

Senaryo ve yönetmenliği Seren Yüce’ye ait olan film, kuşkusuz ki Türk sinemasına yeni bir ustayı kazandırmıştır. Zira, bunu yurt dışındaki festivaller görmüş olacak ki Venedik Film Festivali Geleceğin Aslanı ödülü bahşedilirken, Angers Avrupa İlk Film Festivali de Büyük Jüri Ödülünü sunmuştur. Her ne kadar Antalya Film Festivali’nde ödüllere doymayan filmleri genellikle çok ilgi çekici bulamasam da 47.’sinde en iyi film, yönetmen ve erkek oyuncu ödülünü bu film kazanmıştır. Bu da merakı arttırmıştır.
Gelelim 111 dakikalık filmin konusuna ve oyuncularına..
— SPOILER İÇERİR — Ana karakter Mertkan (Bartu Küçükçağlayan) gayet sade, basit bir yaşam sürmektedir. İnşaat sektöründe kendi çapında yer yapmış babasının yanında patron oğlu vasfıyla getir götür işleri yapar ve bir yandan da biteceğine kendisinin bile inanmadığı Açıköğretim’de okumaktadır. Akşamları ve hafta sonları birkaç arkadaşıyla kafelerde çay içip hamburger yer ve kadınlarla ilgili boş boş konuşur, arabayla gezer. Mertkan hayatında hiçbir amacı olmamasına rağmen bunun üzüntüsünü çekmez ve sebebini düşünmez. Büfeci Gül (Esme Madra) ile tanıştığında ise, yavaş yavaş hayatını sorgulamaya başlar.
Buraya kadar olan bölümde beni en çok etkileyen sahne Mertkan ve abisinin balkondaki konuşmasıydı. Babasının üstünde sürekli baskı kurmasından dert yanan Mertkan’a abisi çözüm olarak “Evlen, kurtul” demiştir çünkü bu memnuniyetsizlikten o da ancak evlenerek kurtulmuştur.
Mertkan’ın isminden de belli olacağı gibi babası (Settar Tanrıöğen) milliyetçi bir insandır. Akşam eve sadece yemek yemek, televizyon izlemek ve uyumak için gelir. Büyük olasılıkla o da babasından bunu yani eşine ilgi göstermemeyi, evin sadece dinlenme ve beslenme yeri olduğunu görmüştür. Babasının bu baskın karakteri tabi ki anneyi de pasif yapmıştır. Eşinin ilgisizliğinden yakınan ama çare bulamayan, acısını oğlundan çıkarıp evi otel gibi kullandığından şikayetçi olan, kendisini hizmetçi olarak kabul eden fakat ailedeki pozisyonunun değişmesi için de hiçbir şey yapmayan çoğunluğun katıksız bir üyesidir.
Tabi filmi bir de zengin-fakir kesim olarak da ele almak gerekir çünkü fakir kesimi temsil eden temizlikçi kadın ve Gül’e zengin kesimin bakışı rahatsız edici boyuttadır. Eve temizliğe gelen kadını hor gören Mertkan, çocukken kadına yok yere tekme atıyor fakat buna ne ailesi ne de kadın tepki vermiyor. Yıllar sonra Mertkan göbekli (e adamın babası da göbekli, çoğunluğa uyuyor) ve bıkkın bir delikanlı olduğunda temizlikçi kadın ziyarete gelir ve “Hala kokuyor bu kadın” der. Annesi ise gayet rahat bir şekilde “E köylü kadın napsın?” der. Aslında bu açıdan bakıldığında film çoğunluğu ele alırken onu biraz bölmektedir. Zira, Mertkan’ın arkadaşları Gül’ün oturduğu mahalleden dolayı Gül’ü çingene olarak nitelendirmektedirler ve Mertkan buna gene ilgisiz kalır. Bu iki durum bence filmin tek taraftan baktığını ortaya çıkartmıştır.
Üniversite öğrencisi büfeci Gül, Mertkan’ın hayatına girdikten sonra delikanlımız çoğunluğun içinden sıyrılma çabasına giriyor ve hatta Gül de bu çabaya yardım ediyor. Fakat milliyetçi baba perdenin arkasından bayrağıyla ortaya çıkıp engel olmaya ve oğluna hayat dersi vermeye çalışıyor. E arada kalıp med cezir gibi gidip gelen Mertkan ne yapıyor? Kalanını sizlere bırakıp iyi seyirler diliyorum. — SPOILER İÇERİR —
Oyunculara gelince, (itiraf etmem gerekir ki) Bartu Küçükçağlayan’ı “Binbir Gece” dizisindeki uyuz Gani karakteri dışında hiç tanımıyordum. Ordaki karakterden sonra bu filmde bu karakterde görmek “Yahu cidden adam böyle mi acaba?” diyerek beni Christian Bale gibi hayran bırakıyor. Yılların oyuncusu Settar Tanrıöğen ise baba rolüne çok yakışmış. Esme Madra ise cesur sahneleriyle ödüle oynasa da diğer kadın adayların daha kuvvetli olduklarına inanmak istiyorum. Genel olarak filmdeki tüm karakterlerin mutsuz ve asık suratlı olması ve bunu seyirciye de hissettirmesi başarılarını ispatlıyor.
Filmde beni rahatsız eden önemli bir nokta ise filmin tamamen müziksiz olması! Bu durum zaman zaman o kadar kasıyor ki izleyeni “Yahu zaten gündelik hayatta da sürekli arka fondan Kıraç çıkıp şarkı söylemiyor, bari filmde olsun!” diyesiniz geliyor çünkü biz dizilerden ve Hollywood’dan böyle gördük. İşte tam da bu noktada Seren Yüce’nin başarısı ortaya çıkıyor! Onun hedefi de gündelik hayatı birebir perdeye aktarmaktır. İnsanı rahatsız ediyor film yahu! Bu bir başarı mıdır yani gündelik hayatınızı (kabul etseniz de etmeseniz de inanın filmde mutlaka hayatınızdan ya da çevrenizden bir bölüm görebilirsiniz) birebir ekranda görmek insanı tatmin eder mi, o da seyirci koltuğunda oturanlara kalmış.

Yazar hakkında

admin

Yorum Bırak