2007 Biyografi Dram Oscar sinema yaşanmış hikaye yol filmleri

Into the Wild (2007)

Kitaptan uyarlama olan filmler, eğer daha önce kitapları okunduysa genelde beğenilmezler. Okurken yarattığınız hayalle film çakışmayınca tam bir hüsran yaşarsınız. Buna bir çok filmde ne yazık ki ben de şahit oldum. Fakat belki de ilk kez kitabını okuduktan sonra bir filmi oldukça keyif alarak, hatta daha da güzel olarak izledim. 1996’da yayınlanan Jon Krakauer’ın aynı adlı kitabından uyarlanan ve Türkçe’ye Özgürlük Yolu olarak çevrilen filmin yapımcı, yönetmen ve senaristliğini ünlü oyuncu Sean Penn üstlenmektedir. Yaşanmış bir öyküyü anlatan 148 dakikalık ABD yapımı filmin oyuncu kadrosunda Emile Hirsch, Marcia Gay Harden ve William Hurt yer almaktadır.
Christopher McCandles, üniversiteden mezun olur olmaz üstünde yük olarak gördüğü iş, aile, modern yaşamın tüm sorumluluklarını bir kenara bırakarak Alaska’da doğa ile iç içe yaşamak için yola çıkar. Üstelik tüm parasını, kredi kartlarını yakarak bu maceraya adım atar. Geride kalan anne-babası ve çok sevdiği kız kardeşine ise hiç haber vermez.

15 milyon $ bütçe ile çekilen film, kitap ile birlikte oldukça ilgi toplamıştı.  Kitabı okuduktan sonra filmin sonunu bilerek izlemek belki de o heyecanı azaltabilir diye düşünmeyin. Zaten kitapta da sonunu bilerek başlıyorsunuz sayfaları çevirmeye. Michael Brook, Kaki King, Eddie Vedder ve Canned Heat tarafından yapılan müzik o kadar güzel ki filmin mutluluğuna mutluluk katıyor; kederine de daha çok keder… Film dışında da albüm olarak dinleyebileceğiniz şarkılar barındırıyor. Senaryoya gelince; zaten biyografi olarak kabul edilen bir olayı Sean Penn çok içten ve doğal olarak kaleme alıyor. Gerçi diyaloglardan öte yönetmenlik ile ön plana çıkan bir film olduğundan senaryonun detayları çok göze batmıyor. Hikayenin tamamı doğada geçiyor ve eşsiz güzelliklerle karşılaşıyorsunuz. Christopher’ın doğaya olan aşkı, doğa ile başbaşayken gözlerinin parıltısı sizin de içinizi kıpır kıpır yapıyor. Yarı belgesel kıvamında, gözünüzü ekrandan ayıramıyorsunuz. 148 dakikanın biraz uzun olduğunu itiraf etmek gerekiyor. Çünkü zengin bir senaryo ve kalabalık bir oyuncu kadrosu olmadığı için (biyografi olduğundan suçu Sean Penn’e atmıyorum J) bu uzunluk biraz fazla gelebiliyor. Özgürlüğün en katıksız halini izlerken, kendi kendinize bunu başarıp başaramayacağınızı sormadan edemiyorsunuz ki sanırım çoğu kişi başaramayacağını biliyordur. Mutluluğun paylaşınca değerli olduğunu savunan Christopher’ın seçtiği yaşamı sorgulamak bu blogun amacından çıkmasına sebep olacağından konuyu oyunculara çevirmek daha doğru olacaktır.
Hikayesi anlatılan Christopher McCandles
Christopher’ı canlandıran 1985 doğumlu Emile Hirsch, karakterin ruhunu seyirciye oldukça başarılı şekilde aktarıyor. Christopher’ın heyecanını, mutluluğunu, yalnızlığını, acı çekişini, günbegün zorlu hayat koşullarıyla savaşını sanki gerçekten yaşıyormuş gibi canlandırıyor. “The Girl Next Door”, “Alpha Dog” ve “Milk” filmlerinden hatırlanan oyuncu, bu rolü ile birçok festivalde en iyi erkek oyuncu dalında aday olmuştur ve bir kaçında ödül de almıştır. 1925 doğumlu usta oyuncu Hal Holbrook ise bu film ile en iyi yardımcı erkek oyuncu Oscar adayı olmuştur. Film ayrıca en iyi kurgu dalında da Oscar adayı olarak adını duyurmuştur.

Yazar hakkında

admin

6 Yorum Var

  • Sana bahsettiğim kitabı bitirdim dün, Elif’i. Güzeldi aslında ama nedense ben pek ısınamadım. Belki de konusundan dolayıdır. Bugün de tavsiye üzerine Khaled Hosseini’nin Bin Muhteşem Güneş’ini aldım ve bu gece başlayacağım. Sanırım biraz geç kaldım onu okumak için :) Oldukça güzel diyorlar, aklında bulunsun :)

  • ellerinize sağlık gayet iyi bir değerlendirme yazısı olmuşş,böyle bir başyapıtı çok geç izledğim için utanıyorum açıkçası.. ben kitabını izledikten sonra okumaya karar verdim siz de epey övmüşsünüz haklı olarak. oyunculuğuna hayran olduğum Sean Penn in böyle bir hikayeyi başarlı bi şekilde uyarladığı görünce çok sevindim ve gösterim tarihi belli olmayan yeni filmi The Comedian ı merakla bekliyorum.. Emile Hirchs gibi genç bi aktör rolünü çok benimsemiş.. Bir soundtack bağımlısı olarak çok hoş soundtacklar barındıran ‘500 Days of Summer’ filmiyle müzik bakımından eşdeğerdi benim için Into the Wild, Eddie Vedder ın da herbiri bir filme soundtrack olabilecek nitelikteki, hikaye ile de bağlantılı olan can alıcı müzikleri filmi dediğiniz gibi daha güzel bi zemine oturtmuş.. Filmin felsefesi de kendi içerisinde tutarlı bir şekilde ele alınmış çok uzun olmasına rağmen hiç bitmesini istemeyeceğim filmdi.Chris’in Filmin sonunu açıkçası dönebileciğini düşünmeden edemezsem de çok güzel bitirdiğini düşünüyorumm. kitabını da büyük bi zevkle okucağıma eminim, teşekkürler..

Yorum Bırak