2010lar Dram sinema

Never Let Me Go (2010)

Genç oyuncu kadrosu nedeniyle izlemek istediğim fakat oyunculardan çok konusu ile beni şaşkına uğratan Never Let Me Go, Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun Time tarafından “İngilizce yazılmış en iyi 100 roman” listesine girmiş kitabından uyarlanmıştır. “28 Days Later” ve The Beach” filmlerinin senaristi Alex Garland’ın uyarladığı senaryoyu, baş rolünde Robin Williams’ın oynadığı izlemeye değer “One Hour Photo“nun yönetmeni Mark Romanek yönetmiştir. 113 dakikalık dramın genç oyuncuları Andrew Garfield (“The Social Network“), Keira Knightley ve Carey Mulligan (“Pride and Prejudice“)’dır.
Müziğiyle kulakların pasını silen filmin konusu şöyle: Kathy (Mulligan), Tommy (Garfield) ve Ruth (Knightley) yatılı okul Hailsham’da yaşamlarını sürdüren ve bu okuldan hiç dışarı çıkmayan çok yakın arkadaşlardır. Okulda gözetmenler tarafından en iyi şartlarda spor ve sanat ağırlıklı eğitim alırlar. Başlarda sebebini çok asil/zengin ailelerden geldikleri için “özel” olduklarını düşündüğüm bu çocuklar aslında organ nakli için yaratılan klonlardır. Yaşama amaçları ihtiyaç doğrultusunda organ bağışlamaktır! İlk bakışta kan donduran hikaye, 31 yaşındaki Kathy ağzından anlatılıyor ve inanın tüm film boyunca seyirciyi rahatsız edecek türden etkisi altında bırakıyor.
Hailsham

Yukarıda konuyu anlattığımdan filme olan ilginiz azalmasın çünkü filmin kendisi daha ilk dakikalardan itibaren sonunu size gösteriyor. Bu açıdan Yavuz Turgul’un eleştiriler aldığı “Av Mevsimi” ile aynı kaderi paylaştığını söyleyebiliriz. “Av Mevsimi“ndeki gibi burada da seyirci sonu baştan bilerek karakterlerin bu beklenen sona nasıl ulaştıklarını izliyor. Herhangi bir gizem olmadan, heyecan yaratmadan (film heyecan sunmuyor ama izleyenler umut ediyor) dram iliklerinize kadar işliyor. Zaman zaman bu beklenen ölümden kaçmaları için bir ışık, bir isyan bekliyorsunuz ama gözetmenlerden biri dışında herkes bu durumu kabulleniyor. 

Genç oyuncuların canlandırdığı karakterler senaryonun dizginlediği gibi çok yalın ve hüzün dolu. Hailsham yönetimi ise bir o kadar rahatsız edici ve baskın görünürken gençler kadar durağan. İzledikten sonra mantık aradığım bir sürü soru işareti kafamı doldursa da dayanamayıp Tommy gibi kadere isyan etmek istedim! Tam bu yazıyı sonlandırırken radyoda Candan Erçetin’in “Gamsız Hayat” şarkısı ise benim feryadıma tercüman oldu… 

Yazar hakkında

admin

2 Yorum Var

  • filmin genel yapısının distopya ve hatta heteretopya üzerine kurulmuş olması oldukça ilgimi çekmişti bence başarılı sayılabilir bir film. 2010 yılının ödüllü bilim-kurgu hikayesi vardı bu filmi izlerken o gelmişti aklıma

Yorum Bırak