2010lar 2015 Bilimkurgu Fantastik kitap politik

Tutsak Güneş (2015)

Tutsak Güneş

Tutsak Güneş

Oğlum doğduğundan beri (4 ay) film izlemekten çok kitap okur oldum. Sebebini anne olanlar daha iyi anlar sanırım :) Film bölündükçe keyfi kalmıyor ama kitap bölünse de devam edebiliyorsunuz. Hazır böyle fırsat yakalamışken araya birkaç tane kitap yorumları da eklemek istedim.

74 yaşındaki usta yazar ve gazeteci Ayşe Kulin’in 8-9 tane kitabını okumuş biri olarak diline, anlatımına, hikayelerine aşina oldum. Tutsak Güneş kitabını da görür görmez listeye ekledim çünkü bu sefer kendi türünden dışarı çıkarak distopik romana el atmış. Everest Yayınları’ndan çıkan 440 sayfalık roman, etkileyici ve merak uyandıran bir kapağa sahip.

Ramanis Cumhuriyeti, “Uluhan” isimli diktatörün liderliğinde din adamları ve polislerin sözlerinin geçtiği hayali bir ülkedir. Ülkenin güneşi, araya giren bir gök cismi yüzünden solar ve tüm yaşam bu olaydan sonra değişir. Teknoloji odaklı yaşanır, halk adım dahi atarken sorgulanır. İnsanlar gayet kolay ayırt edilecek şekilde sınıflara ayrılır. Kadının yeri neredeyse yok gibidir. Tüm bu zorlu yaşam içinde ödüllü bilim insanı Yuna, üst sınıftan olmasına rağmen bir kadın olarak çeşitli zorluklar yaşar. Bir türlü çözemediği uyku problemine çare ararken ansızın ülkenin aranan en muhalif adamıyla karşılaşır ve onla yakınlaşır. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildir. Zira Yuna gerçeklerle yüzleşmeye başlar.

Ayşe Kulin

Ayşe Kulin

Ayşe Kulin kitaplarını okuduysanız ya da en azından araştırdıysanız biyografi ağırlıklı romanlar yazdığını bilirsiniz. Onun kaleminden distopik bir roman okuyacağım aklıma gelmezdi. Sinema salonlarında bolca bu türde film seyrettiğim için kitabı okurken o dünyayı gözümde canlandırmak daha kolay oldu. Diktatör rejimindeki bir ülke, ezilen halk, sınıf ayrımından nasibini almış insanlar ve ikinci plandaki kadınlar! Karanlık, kasvetli bir ortam, ne yiyecekten ne içecekten zevk alınıyor, sosyal hayat yok denecek kadar az, duygular tamamen arka plana atılmış… Üstelik halkın çoğunluğu bunu kabulleniyor. Bu ortamda tek çocuklu bilim insanı Yuna, kendini özgür bir hayat yaşadığına inandırmış ve günlerin akıp gitmesine izin veriyor. Karşısına çıkan muhalif adamla birlikte olayları detaylıca düşünmeye, sorgulamaya, araştırmaya başlar ve işin aslının hiç de öyle olmadığını fark eder!

Bir distopya ortamı yaşanmasına rağmen roman hayli sade bir dille akıcı şekilde kaleme alınmış. 440 sayfa bir çırpıda okunabiliyor. Elbette çoğu insanın aklına gelen George Orwell’in 1984’ünü bu kitapla anımsamak mümkün. Yalnız şunu da unutmamak lazım: Zaten 1984 bu tür için neredeyse bir milat; mutlaka benzer şeyler olabilir. Biz distopyayı nereden öğrendik ki zaten? İzlediğimiz onlarca film, hatta bazı yabancı diziler neyi baz alarak senaryolarını geliştirdi ki? Bu yönden Ayşe Kulin’in eserini başka bir itapla kıyaslamak yerine hikayeye odaklanmak daha doğrudur.

Kitabın hemen her sayfasında aklımı kurcalayan, çok tanıdık gelen şeyler yaşanıyor. Ayşe Kulin de bunu bir röportajında zaten açıklamış. Gezi Parkı direnişi sonrasında yaşadığı hayal kırıklığı ile kaleme almış. Böyle bir özet olduktan sonra zaten yorum eklemeye ihtiyaç kalmıyor.

Kitapta en çok teknolojik gelişmeler dikkatimi çekti. Bir düğmeyle istediğiniz kıyafeti istediğiniz renkte giyebiliyorsunuz. İnsansız hem suda hem karada seyahat edebilen arabalar var. Karda kaymayı engelleyen manyetik botlar var. Sebze, meyve, etin yerine suda çözülen toz yiyecekler var! Gerçi bu toz yiyecekleri kapsül olarak Jetgiller’de görürdük de özenirdik :) Bunları hayal etmek bile güzel. Diğer yandan bu teknolojinin insanların elinden aldıklarına bakınca özenmek iyi görünmüyor. Zira nereye gideceğiniz, nerede kalacağınız hangi kitabı okuyup okuyamayacağınız, evde olup olmadığınız dahi kontrol edilebiliyor. Yani özgürlük teknolojiyle var gibi görünüp tamamen yok olmuş. Bu metaforlar gibi pek çok örnek kitapta mevcuttur.

Kadın karakterlerin ön planda olduğu kitapta erkekler daha çok emir-komuta zincirindeki insanlardan oluşuyor. Yuna’nın oğlu dahi kurduğu cümlelerle kadınlara üstünlük taslıyor. Kadın erkek ayrımı, kadınların ezilmesi kitapta sürekli tekrarlanıyor. Bunun dile gelmesi, kadınların bir şeyler uğruna savaş verdiklerini görmek bile içinize su serpiyor.

Hikaye çok yabancı değil, hele de bu türle haşır neşirseniz. Ama bir kadının gözünden bu hayatı okumak hayli keyifli; olaylara farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Gözlerinizi ovuşturup yaşadıklarınıza göz atmanız için sizi uyandırma gayreti var. Fark edebilene …

Yazar hakkında

Seyirci Koltuğu

Yorum Bırak